Dün toprağa verdiğimiz Baykal Kent, popüler sanat dünyasında yaşayan efsaneydi.
Bundan, dünkü çocuk gazetecilerin haberi olmayabilir, seyircinin de olmayabilir. Ama işin içindekiler Baykal'ın ne kadar renkli bir sanatçı olduğunu biliyor. Ben onu Paris'te nehir kenarında yaptığı resimleri bir şişe şarap ile değiştiren Fikret Mualla'ya benzetirim. Niye bilmem veya anlatmam...
Baykal her yönüyle çok çok özel bir sanatçıydı. Önce büyümemiş çocuktu. Dünyayı dolaşsanız onun kadar şirin, üçkâğıtçı göremezdiniz. Ben de ne gördüm ne de duydum. Maceraları gerçek şehir efsaneleridir. Efsanelerin çoğunda rol arkadaşı, patronu Ferhan Şensoy'dur. Sanırım Şensoy onu yaşatacaktır. Kitaplar yazacağına veya bir iki piyesle rahmetli Baykal'ı genç kuşaklara anlatacağına eminim. Çünkü çok severdi. Maddi olarak en büyük darbeleri yiyen kişi olmasına rağmen. Kim bilir kaç kez geri dönmeyeceğine emin olduğu borçlar veya avanslar verdi. Kızdı, bağırdı, çağırdı ama Baykal'a istediği parayı hep verdi. Sonra da üzerine bir bardak su içti. Sadece Ferhan Şensoy değil. Kimse Baykal'a kızamadı. "Baykal bak sözünde dur. Şu aldığın borcu geri ver ki, bir daha istemeye yüzün olsun" diyemedi. Sadece güldü, "Baykal bu, yapar" dedi. Borç isteyeceği zaman öyle güzel bir senaryo yazardı ve öyle güzel ağlardı ki, kimse karşısında durmazdı. Bile bile dediğini yapardı. Halk diliyle, birisinden para çarpardı, o dakika 20 metre ileride bir aktör arkadaşı ile bu parayı bölüşürdü. Böyle de bir kalbi vardı. Cebinde hiç parası olmadı. Ama herkes onu hep olduğu gibi kabul edip, çok sevdi. Sanırım onun kadar şirin 'üçkâğıtçı' gelmedi ve gelmez de. TV dizilerinde veya sinemada kahraman olacak bir tipti. Neden bir yapımcı da çıkıp "Ya, ilginç tip yaratmaya ne uğraşıyorsunuz. Bizim Baykal Kent'in maceralarını çekelim" demedi. Veya TV programında Baykal'a önemli bir rol vermedi. İşte vizyonları bu kadar. Türkiye onu "Hababam Sınıfı" filmi ile tanıdı. Oysa gerçek Baykal daha komik adamdı. 164 filmde rol aldı ama hiçbiri Baykal'ı anlatamadı.
'Yaşayan efsaneyi' gençlere tanıtamadık
Artık rahmetli diyeceğim Baykal'ı son yıllarda ne hikmetse hep cenaze törenlerinde görürdüm. Bu konuda çok hassastı. Son göreve koşa koşa giderdi. Hep de aynı espriyi yapardı. Bak şimdi espri gerçek oldu. Rahmetli çok yemek yerdi. Bedava içki bulunca da çok içerdi. Kalbi uzun zamandır tekliyordu, yüksek tansiyonu hep sinyaller veriyordu. Çok da terliyordu. Elinden mendil eksik olmazdı. Ama buna rağmen yemeği azaltmıyordu. Aşırı kilosu vardı. "Ya ne zaman bir cenaze törenine gitsem eş dost hemen çevremi sarıyor. 'Sıra sende' der gibi konuşuyorlar. 'Aman Baykal yemene içmene dikkat et. Bak rahmetli de bu yüzden öldü' diyerek bana öleceğimi hatırlatıyorlar. İyi güzel de bir süre sonra o bana akıl veren arkadaş için cami avlusunda buluşuyoruz. Onu toprağa veriyoruz. Bana 'Aman Baykal çok yeme' diye akıl verenleri tek tek kaybettim. Ben yemeye de yaşamaya devam ediyorum" diyor kahkahayı basıyordu. Aslında ölüm de para gibi umurunda değildi. Belki de duygularını çok iyi bastırıyordu.
Bulunduğu her ortamda "Bakalım Baykal ne diyecek" diye beklediğimiz koca çınar artık yok. Baştan söylediğim gibi çok çok özel bir insandı. Kaderimde bu güzel insanın ardından yazmak da varmış. Bu dünyada çok para sıkıntısı çekti. Mekânı cennet olur inşallah...