Reytingler ne zaman ölçülmeye ve açıklanmaya başlar, parasızlıktan ağlayan TV kurumları ne zaman kasasında para görüp yatırım yapmaya başlar, farklı projeler ne zaman ekranlara gelir?
Özetle, TV dünyasında 2012 yılının bahar ve yaz günlerinde (tabii gecelerinde) de neler olur bilmiyorum. Sanırım doğru dürüst kimse de bilmiyor. Ama şunu iyi biliyorum, her olumsuzluğa gözlerini kapatan birçok idealist kişi, çalışmalarını sürdürüyor. Kimisi yapımcı, kimisi senarist, kimisi de müzisyen... Sanki yarın işe başlayacakmış gibi heyecan dolular.
Önceki gün onlardan birine rastladım. Besteci, söz yazarı Jale Kibritçioğlu ile besteci, aranjör Ali Akaçça'nın kurduğu Aj Music Productions... İşlerini bakkal gibi çalışmaktan kurtarıp, işi çağdaş çizgiye çekmiş. Her şeyiyle bitmiş, hazır halde bekleyen film ve TV dizi müziklerini büyük bir keyifle dinledim. Devamlı "Bu da mı sizin" diye sordum. Ne yapayım, müziklerin muhteşemliği karşısında şaşırdım. Pop müzik meraklısı olduğumuz için aklıma Fransız yönetmen Claude Lelouch'un unutulmaz filmlerinin müziklerini hazırlayan Francis Lai geldi. Lelouch, Lai'i bir gece kulübünün kapısında akordeon çalarken keşfetmiş. Çaldıkları dikkatini çekmiş. "Bu kimin bestesi" diye sormuş... Bir de trompet ustası İtalyan Fausto Papetti filan geldi aklıma... O film müzikleri 33 devirlik plak olunca en çok satan plaklar listesinde tepeye otururdu. Düşünsenize söz yok sadece melodi yetiyordu. Kibritçioğlu ve Akaçça'nın çalışmaları aynen böyle. Bazı bestelerde piyano veya keman ön plana çıktığı için duygusal aşk fillerini anımsattı. Bazı besteler Osmanlı sarayına götürdü. Çünkü kanun, tambur ve udun uyumu ancak bu kadar güzel olur. Özetle her beste başka dünyaya götürdü. Bazıları hit olmaya hazır besteler. Beni bile en azından Mustafa
Sandal, Pınar Aylin kadar şarkıcı yapar...
Aj Music Productions'u sevmemin ve size böyle anlatmamın bir nedeni de gençlere yol göstermesi... Özellikle beste konusunda kapı açması. Genç şarkıcıların beste bulmak için yıllardır kapılarda süründüklerini biliyorum. Kedini müzisyenim diye Türk halkına yutturanlar ağzını 20 bin dolardan açıyor. Bu bestelerin çoğu da konservatuarda okuyan gençlerden bin liraya alındı. Şakayla kandırılan çocuklar gibi...
"Albümün kapağına ortak bestemiz diye yazarız. Sen de bu sayede ünlü olursun" diye aldatılan genç müzisyenler... Biraz ünlü olanlar ise Ermeni, Arap ve Kürt halk müziğinden çaldılar. Türkünün orasını burasını değiştirip kendilerine mal ettiler. Anonim türkü, kim telif hakkını arayacak ki... Her birini en az 30 bin dolara satan sahte müzisyenlerden kurtulsun gençler artık...
Yalakalık yapmaktan, yalvarmaktan da kurtulsunlar. İşte bu firma tüm beste bankasını gençlere açıyor. Üstelik sesine ve tarzına uygun beste bulmak koşuluyla... "Hadi al bunu, bastır parayı" tarzı alaturka anlayış inşallah bitecek. Birileri yalılarda sultanlar gibi yaşarken, genç müzisyenler Beyoğlu'nun arka sokaklarında taksi parası karşılığında sabaha kadar müzik yapmaktan kurtulur...