Duygu dolu olduğumuz günlerde örneğin cenaze töreninde, biten bir büyük aşkın peşinde duymak istediğim şarkı nedir?
Yıllardır tüm dünya bu dakikalarda Whitney Houston'ın "I Will Always Love You" şarkısını hatırlamaz mı? Biliyorsa mırıldanmaz mı? En azından melodisini... Öyle ki dâhi besteci Mozart'ın resmi cenaze marşını bile ikinci plana atan şarkı ve şarkıcı...
Avrupa ve Amerika'da cenazeler, mezarlığa doğru götürülürken, bandolar Mozart'ın artık resmi protokol sayılan bestesini çalar. İsimsiz halk götürülürken ise Whitney Houston'ın "I Will Always Love You" yani 'Seni hep seveceğim' şarkısı doğaçlama söylenir.
Bu duruma gelen bir yorumcu Whitney işte... Ama bir otel odasında 48 yaşında ölü bulundu. Bankada milyonlarca doları, sokaklarda milyonlarca hayranı varken... Şu, dünya denilen mekânı, yaşamayı bir düşünün. Bütün dünya TV'leri en az bir ay Whitney Houston diyecek de başka şey demeyecek. Çok kişiye göre Michael Jackson'dan, Madonna'dan filan daha büyük şarkıcıydı. Müzikseverlerin başı sağ olsun.
'Annemin başörtüsüyle şeref duyuyorum ulan'
Bugün de TV dünyasından yazacağım. Çünkü bunları birilerinin yazması gerekiyor. "Susma, sustukça sıra sana gelecek" ne güzel bir slogan değil mi?
CNN Türk'te program yapımcısı, sunucusu Cüneyt Özdemir'in durumu aklıma ilk gelen oluyor. TV'ye tinerci çocuk çıkarmıştı, Başbakan da isim vermeden bunu eleştirmişti. Bence Cüneyt'in yüreği de Başbakan'ın düşüncelerini açıkça söylemesi de son derece demokratik tavır... Zaten, Cüneyt bir gün sonra olayı toparlayan çok seviyeli ve şirin bir yaklaşımda bulundu. Bu kez de çağdaş yaklaşımı içine sindiremeyen 'sözde aydınlar' ortaya çıktı. "Cüneyt azarı işitince geri dönüş yaptı" dediler. Cüneyt'i bu noktada çok takdir ettim. Tebrik ederim. Gazetecilik anlayışını çok yürekli cümlelerle ortaya koyduktan sonra bakın ne dedi: "Ben dindar bir ailede büyümüş bir gazeteciyim. Annesinin başı örtülü bir gazeteciyim. Bunu söylemekten de gurur duyan bir gazeteciyim. Asıl berbat olan, benim annemin başörtüsünü diline dolayan internet sitesi sahipleridir. Annemin başörtüsüyle şeref duyuyorum ulan..."
Suçlu, düşüncesiz program müdürüdür
Özel TV kanallarının antene çıkıp, yayın yapmaya başladığı 1991 yılından beri çok şey duyduk ve gördük. Canlı yayınlarda, koridorlarda, makyaj odalarında TV tarihine geçecek çok şey oldu. Ama geçen hafta Beyaz TV'de yaşananlar gibisi sanırım olmadı. İnşallah bu, gelenek haline gelmez. Seda Sayan mahkemelik olduğu Ankaralı Turgut'un yan stüdyoda Ece Erken'in program konuğu olduğunu duyunca resmen çıldırıyor. Bornozuyla Erken'in stüdyosuna dalıyor ve Ankaralı Turgut'u dışarı attırıyor. Olayda suçlu kişi, Beyaz TV'nin program ve konuk işlerine bakan kişidir. Senin lokomotif sanatçın olan Seda Sayan'ı düşünmek zorundasın. Bu, çok hassas terazi... Seda ile mahkemelik olan kişiyi konuk yaparsan, ona paye vermiş olursun. Seda o psikolojiyle iki saat program yapabilir mi? Sinirden sesi kısılır. Mahkemelik olduklarını bilmemek de mazeret değildir. O zaman da bilmediğin işi yapmayacaksın. Sanki Seda'yı kızdırmak için düzenlenmiş bir komplo gibi... Ayrıca da Ankaralı Turgut'u bu alem çok iyi tanıyor. Herkesle kavgalı. İlginç bir karakter. Çok kişinin "Hay eline ağzına sağlık Sedacığım" dediğine eminim...